denizsuyukasesi, eylül 2008, sayı 34
Salı, Eylül 16, 2008
Biraz kültür biraz sanat biraz aşk biraz meşk dergisi
Deniz gibi aşk gibi ey sevgili gözlerin gibi
Canlı bir organizmadır
Ayda bir nefes alıp verir
DüZenSiz ve asidir
Eylül 2008 Yıl 5 Sayı 34
http://www.blogcu.com/denizsuyukasesi/
“Uluslararası ağ” anlamına gelen internet’i,
bedeni içeriden kaplamış kılcal damar örgütlenmesine/
oluşumuna benzetebiliriz.
Karmaşıklık
Bir sistem karmaşıklaştıkça, daha doğrusu sistemi
oluşturan, var eden alt sistemler arasındaki ilişkiler
karmaşıklaştıkça bu karmaşıklığı yönetebilecek
oluşumların/örgütlenmelerin olması başlangıçta her ne kadar
öngörülemez bir şeyse de kaçınılmaz gibi.
Örneğin tek başlarına nöronlar hiçbir şeyken
bir araya geldiklerinde düşünce denilen karmaşık sürecin
örgütleyicileri/yaratıcıları olabiliyorlar. Bu bağlamda
internet, sistem içi bir ağ örgütlenmesi/oluşumu olup
sistem içindeki süreçlerin birbirleriyle dolaylanmadan,
merkezi süzgeçlerden geçmeden karşılaşması,
birbirleriyle karşılıklı ve doğrudan etkileşmesi
anlamına geliyor. Diyebiliriz ki daha önce merkezler başatken
internet ile merkezler hızla dağılmaya başladı. Bu durum
sistemin katmanlılaşmış bir toplamdan bir
ağ oluşumuna doğru gittiğini gösterir. Bu doğrultuda yüzyıllardır
süren homojenleşmenin tam da şimdilerde yavaş yavaş ve
müthiş hızlı bir şekilde çözülmeye başladığını rahatlıkla
söylemek mümkün. Burada bize mesele gibi gelen şey
homojen bir dünyanın anlam, değer ve kurallarıyla
yeni yeni hissedilmeye başlanan heterojen dünyanın
anlam, değer ve kuralları arasındaki gerilimden kaynaklanıyor.
Homojen dünyanın kaybolmasını istemeyenler
heterojen kalkışmalara izin vermek istemeyecektir ki
bu da son derece doğal bir şey.
bir yerden/belirli merkezlerden çok yere/her yere
yerine çok yerden/her yerden çok yere/her yere
İnternet öncesi “bir yerden/belirli merkezlerden - çok yere/her
yere” olan anlam, değer ve kurallar dağıtımı/dolaşımı şimdilerde,
yukarıda da söz ettiğim gibi, merkezlerin dağılmaya
başlaması ile “çok yerden/her yerden - çok yere/her
yere” şeklinde değişiyor. Ağ dolaşımı katmansız, merkezsiz
ve doğrudan olduğu için ilk baştan itibaren ihtiyatla karşılanmıştır.
İşin boyutu büyüdükçe de hiyerarşik yapılar için aleni bir tehdit olarak
görülür. Hiç kuşkusuz “en katmansız unsurun, en katı yeniden
katmanlılaşmayı getirdiği” durumlar da oluşabilir. Hele hele
“katmansızlaşmadan herkesin yararlanacağını düşünecek olursak
[faşiştler, ırkçılar] bunun neyle sonuçlanacağını bilemeyiz.
Nöron örneğinde olduğu gibi olumlu sonuçları olabileceği gibi
şimdiden asla bilemeyeceğimiz başka sonuçları da olabilir.
Ancak tıpkı ağ oluşumları olan pazarların içinden ortaya çıkan
hiyerarşik, tekelci anti-pazarlarda (kapitalist) olduğu gibi internet
karşıtı olan kesimlerin hiyerarşik yapının hızlandırıcıları gibi çalıştıklarını
söylemek mümkün. İnternet karşıtlığı varolan katmanlılaşmış
yapının dengede kalması anlamında sisteme dışarıdan
ve içeriden gelebilecek olan akışları denetleyerek varolan
sistemin sürmesini istemek anlamına geliyor. Oysa şimdilerde
dünyanın herhangi bir yerinde, örneğin yazılan bir şiir anında
dolaşıma girip bir an’da hiçbir merkezi karar alıcı noktanın
süzgecinden geçmeden her yere yayılabiliyor. Bu ne kadar iyidir
ya da kötüdür bilemiyorum, ama bildiğim merkezlerin bu
dolaşımdan rahatsız olduklarıdır. Yukarıda da söylediğim gibi
bu son derece doğal bir şey. Herkes varlığını korumak istiyor
ve bunda da haklılar. Ancak “… heterojen pırıltı, parıltı, ısınma,
ışınmaların -katmanlılaşmış yapı için tehlikeli oldukları için-
‘görüldüğü yerde ezilmeli’ anlamında kaçaklar, kaçıklar, çatlaklar
olarak alımlanması” heterojen çığlıkları önemseyen herkes gibi
bana da ters geliyor. Çünkü heterojenliği, homojenliğin panzehiri
olarak görmekten daha çok dünyanın olduğu kadar örneğin
şiirin de çeşitlenmesi anlamında bir çağrı olarak görüyorum.
Bu anlamda deneysel yaklaşımlar benimseyen şairlerle birlikte
internet üzerinden şiir yayımlayanların varolan katmanlılaşmış yapının
içinde akmaya çalışmalarını ihtiyatlı da olsa dikkate almak
gerektiğini düşünüyorum. Çizgisel ilerlemeci bir şiir anlayışının
uysallığı yanında çizgisel olmayan dinamiklerle hareket edenlerin
dalgalanmalarını, geniş salınımlı gel-git’lerini önemsiyorum.
Nahif diye küçümsenen şiirlere çeşitlilik olarak bakıyorum.
Katmanlılaşmış şiirsel birikimin hoş görmediği, hoş görse bile
küçümsediği şiirler bunlar. Daha olmadı yok sayıyorlar, oysa varlar.
İyi ki de.
Dergi çevreleri arasındaki gerçek rekabet değil, oligarşik rekabet
Manuel De Landa’nın haber ajansları arasındaki rekabet
üzerine söylediklerinden hareketle (Çizgisel Olmayan Tarih/Bin
Yılın Öyküsü, s. 323) Türkiye’de birbirleriyle
rekabet eden dergilerin “anti-pazar yapısı taşıdıklarını” söylemek
mümkün. Adam Sanat ve onun devamı Sözcükler, Varlık, Kitaplık,
Yasak Meyve, Heves dergileri arasındaki rekabet gerçek piyasa
rekabeti olmayıp “Yönetsel hiyerarşinin hakim olduğu” bir rekabettir.
Kuşkusuz ille de böyle davranarak, komplo anlamında, akışları,
akışkanlıkları kesmeye çalıştıklarını söylemiyorum. Ancak kendi
yapıları uyarınca “bakış açısını rutinleştiren ve standartlaştıran”
etkileri göz ardı edilemez. Yani“… akışın birkaç yerden çıkıp
çok sayıda aboneye ulaşan bir akış olmasından kaynaklanan
homojenleştirici bir etkileri” olduğunu söylemek istiyorum.
“Bu tür bir akış (“bir yerden birçok yere”şeklindeki akış),
bu tür “dilsel ürünler”in az sayıda üreticisi, çok sayıda tüketicisi
olmasını garanti altına alır.” Oysa kendinde, kendi kendine örgütlenen
uluslararası bilgisayarlar ağı (internet) ile bu akışın dışında ve
giderek bu akışı kesmeye yönelik “birçok yerden-
birçok yere” dağıtım sistemi mümkün olmaya başladı. Bu sistem
“… yukarıdan gelen komutlarla değil, bir düşüncenin merkezi
olmayan, büyük oranda tabandan gelen bir hareket” biçiminde
tekelci dağıtıma seçenek oluşturmaya başladı. Öyle görünüyor
ki kavga budur. Ancak esas tepkiyi tekelci, anti-pazar oluşumlarının
göstermesi gerekirken ağ dolaşımına tepki daha az başat olan
merkezlerden geliyor. Tam da burada özellikle “birçok yerden-
birçok yere” dağıtımın esas olarak iktidar oluşumlarına karşı olduğunu
özellikle vurgulamak gerekir. Öyleyse hiyerarşik yapının sonunu
geciktirmek için küçük dalgalanmalar, daha az etkin olsalar da küçük
merkezler üreterek onları yönlendirip harekete geçirmesi
hiç de abartı ya da komplo düşüncesi olmayacaktır. Öyle ki
bütün bunlar “bir yerden-çok yere” dağıtım sisteminin kendini
büyük dalga olan heterojen “birçok yerden-birçok yere”
örgütlenmesinden koruma çabasıdır. Kojin Karatani’nin Metafor
Olarak Mimari adlı kitabında vurguladığı üzre bunlar tipik
sermaye hareketleri gibidir.
Diğer yandan ağ dolaşımına karşı çıkan küçük merkezler,
söylemlerinde her ne kadar iktidarı dışlasalar da, hedefleri
asıl olarak iktidardır. Zaten Nietzsche’ci “şizoid karekter”
uyarınca başka türlü de davranmaları mümkün değildir. Tez-antitez
diyalektiğinde anti-tez teze karşı çıkarken tez’e dönüştüğünde bir
önceki tez gibi davranır. Tam da burada Samuel Beckett’ın Quad
adlı tv oyunundan hareketle soralım: Quad / Nereye kadar? Yanıt
çok basit: Sonsuza kadar. Çünkü “sınırlı değerler sistemi sonsuz
seriler üretir” ki Quad da üretilen bu sonsuz serilerin bir
gösterimidir. Oyuncular birinci seriyi tamamladıktan sonra ikinciye
geçerler. İnsanlık tarihi kaçıncı seriyi yaşıyor bugün?
Katmanlılaşma ve katmansızlaşma süreçleri
Bütün bunlar, “… katmanlılaşma ve katmansızlaşma denilen
şeyler, birer süreç. Bu doğrultuda varolan yapıdan sökülen
kimi şairlerin önce kendi diplerine, sonra da başka yerlere,
kuytulara, ücralara, varolan şiir taşlarının aralarına
biriktiklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Hiç kuşkusuz katmanlı
bir halden katmansız bir hale geçmek ilerleme değil, ama ben,
kendi adıma heterojen ne varsa hepsinin dikkate alınması
gerektiğini düşünüyorum.
“İnternetin birçok yerden-birçok yere yapısının dilsel
kopyalayıcıların akıbeti bakımından asıl etkisi, nüfusu
kitleleşmekten çıkarma potansiyeli…” olabilir. Kitle sözcüğü
bana kanserli hücrelerin bir aradalığını çağrıştırıyor
ki sözcüğün sıkça kullanılmaya başlanması insanların hızla
habisleşip kendi içinde tutarlı toplamlara dönüştüğü döneme
denk gelir. Rastlantı olmasa gerek.
Bir belki gibi kırılgan ve kurşuni
Şiir bir yaratımsa -üretimdir de, kurulur, yapılır- rüzgar gibi olmalıdır
diyorum, ama tam da bu noktada ille de heterojen bileşimler
varolan katmanlılaşmış yapıyı esnetecek diye bir tezim yok,
bir açıklık çağrısı olduğunu düşünüyorum heterojen çığlıkların.
Belki, hani “bir belki gibi kırılgan ve kurşuni”, katılaşmış
düşünce ve duygu dünyalarımızı yumuşatabilirler ve böylece
daha esnek bakabiliriz hayata. Kıstırılmışlıktan, avlanmışlıktan,
bunalmışlıktan, standartlaştırılmış bir dünyanın yeknesaklığından
başımızı çıkarıp nefes alabilmek anlamında. Kuşkusuz başımı
çıkardığımızda soluyacağımız hava nedir, nasıldır bilmiyorum,
hatta bu havanın içinde bir sürü zehirli şeyler olabileceğini bile
düşünerek, ihtiyatlı bir şekilde, bazen risk almanın işe
yarayabileceğini söylüyorum.
Uluer Aydoğdu
Bu sayıda
BATIRFILAY / Şiir / Hakan Savlı
Sisli Günler / Günlük / M. Mahzun Doğan
KAR AVUTMAZ BENİ / Şiir / Tuğrul Asi Balkar
hazar / Şiir / Ferhad Gülsün
İLKYAZIN DİRENCİ / Şiir / Dilek ÖZKAN
İKİ KİŞİLİK KORKU / Şiir / Duygu KANKAYTSIN (AKSOY)
Toplantı Bitti / Mahfil’in son sayısından/ Ahmet Güntan-Ömer Şişman
Doxa, Sayı 6, Temmuz 2008
Türk Ordusu Güvenlik Kavramını doğru tanımlamalı / Aydınlık Dergisi’nden / Doğu Perinçek
Yok Birbirinden Farkı / Cumhuriyet Gazatesi’nden / Cüneyt Arcayürek
Yurdu Severken Duymak / Şiir [Denizsuyukasesi’nden] / Fazıl Hüsnü Dağlarca
Rüzgâr Gibi Geçti! / Yazı / Alaattin Topcu
ağıryara / Şiir / İhsan Tevfik
Kült Şair İlhan Berk / Yazı / Uluer Aydoğdu
KIRIŞIKLIKLAR / Şiir / Hakan Savlı
MANDALLAR / Şiir / Hakan Savlı
Kıyıya Vuran / Şiir / Asuman Susam
http://www.blogcu.com/denizsuyukasesi/


Konu: :))
geldiğim,konduğum,bulduğum başka bir yer..
sevindim..
ganimet bulmuşçasına..
sağolun:))
Teşekkür ediyorum. İçtenlikle.
Uluer Aydoğdu
Düzenleyen denizsuyukasesi gün: Sunday, October 5, 2008 saat: 20:08
Bağlantı »