Biraz kültür biraz sanat biraz aşk biraz meşk dergisi
Deniz gibi aşk gibi ey sevgili gözlerin gibi
Canlı bir organizmadır
Ayda bir nefes alıp verir
DüZenSiz ve asidir
Eylül 2008 Yıl 5 Sayı 34

http://www.blogcu.com/denizsuyukasesi/



Ağ Dolaşımı-İnternet

 

“Uluslararası ağ” anlamına gelen internet’i,

bedeni içeriden kaplamış kılcal damar örgütlenmesine/

oluşumuna benzetebiliriz.

 

Karmaşıklık

 

Bir sistem karmaşıklaştıkça, daha doğrusu sistemi

oluşturan, var eden alt sistemler arasındaki ilişkiler

karmaşıklaştıkça bu karmaşıklığı yönetebilecek

oluşumların/örgütlenmelerin olması başlangıçta her ne kadar

öngörülemez bir şeyse de kaçınılmaz gibi.

Örneğin tek başlarına nöronlar hiçbir şeyken

bir araya geldiklerinde düşünce denilen karmaşık sürecin

örgütleyicileri/yaratıcıları olabiliyorlar. Bu bağlamda

internet, sistem içi bir ağ örgütlenmesi/oluşumu olup

sistem içindeki süreçlerin birbirleriyle dolaylanmadan,

merkezi süzgeçlerden geçmeden karşılaşması,

birbirleriyle karşılıklı ve doğrudan etkileşmesi

anlamına geliyor. Diyebiliriz ki daha önce merkezler başatken

internet ile merkezler hızla dağılmaya başladı. Bu durum

sistemin katmanlılaşmış bir toplamdan bir

ağ oluşumuna doğru gittiğini gösterir. Bu doğrultuda yüzyıllardır

süren homojenleşmenin tam da şimdilerde yavaş yavaş ve

müthiş hızlı bir şekilde çözülmeye başladığını rahatlıkla

söylemek mümkün. Burada bize mesele gibi gelen şey

homojen bir dünyanın anlam, değer ve kurallarıyla

yeni yeni hissedilmeye başlanan heterojen dünyanın

anlam, değer ve kuralları arasındaki gerilimden kaynaklanıyor.

Homojen dünyanın kaybolmasını istemeyenler

heterojen kalkışmalara izin vermek istemeyecektir ki

bu da son derece doğal bir şey.

 

bir yerden/belirli merkezlerden çok yere/her yere

yerine çok yerden/her yerden çok yere/her yere

 

İnternet öncesi “bir yerden/belirli merkezlerden - çok yere/her

yere” olan anlam, değer ve kurallar dağıtımı/dolaşımı şimdilerde,

yukarıda da söz ettiğim gibi, merkezlerin dağılmaya

başlaması ile “çok yerden/her yerden - çok yere/her

yere” şeklinde değişiyor. Ağ dolaşımı katmansız, merkezsiz

ve doğrudan olduğu için ilk baştan itibaren ihtiyatla karşılanmıştır.

İşin boyutu büyüdükçe de hiyerarşik yapılar için aleni bir tehdit olarak

görülür.  Hiç kuşkusuz “en katmansız unsurun, en katı yeniden

katmanlılaşmayı getirdiği” durumlar da oluşabilir. Hele hele

“katmansızlaşmadan herkesin yararlanacağını düşünecek olursak

[faşiştler, ırkçılar] bunun neyle sonuçlanacağını bilemeyiz.

Nöron örneğinde olduğu gibi olumlu sonuçları olabileceği gibi

şimdiden asla bilemeyeceğimiz başka sonuçları da olabilir.

 

Ancak tıpkı ağ oluşumları olan pazarların içinden ortaya çıkan

hiyerarşik, tekelci anti-pazarlarda (kapitalist) olduğu gibi internet

karşıtı olan kesimlerin hiyerarşik yapının hızlandırıcıları gibi çalıştıklarını

söylemek mümkün. İnternet karşıtlığı varolan katmanlılaşmış

yapının dengede kalması anlamında sisteme dışarıdan

ve içeriden gelebilecek olan akışları denetleyerek varolan

sistemin sürmesini istemek anlamına geliyor. Oysa şimdilerde

dünyanın herhangi bir yerinde, örneğin yazılan bir şiir anında

dolaşıma girip bir an’da hiçbir merkezi karar alıcı noktanın

süzgecinden geçmeden her yere yayılabiliyor. Bu ne kadar iyidir

ya da kötüdür bilemiyorum, ama bildiğim merkezlerin bu

dolaşımdan rahatsız olduklarıdır. Yukarıda da söylediğim gibi

bu son derece doğal bir şey. Herkes varlığını korumak istiyor

ve bunda da haklılar. Ancak “… heterojen pırıltı, parıltı, ısınma,

ışınmaların -katmanlılaşmış yapı için tehlikeli oldukları için-

‘görüldüğü yerde ezilmeli’ anlamında kaçaklar, kaçıklar, çatlaklar

olarak alımlanması” heterojen çığlıkları önemseyen herkes gibi

 bana da ters geliyor. Çünkü heterojenliği, homojenliğin panzehiri

olarak görmekten daha çok dünyanın olduğu kadar örneğin

şiirin de çeşitlenmesi anlamında bir çağrı olarak görüyorum. 

Bu anlamda deneysel yaklaşımlar benimseyen şairlerle birlikte

internet üzerinden şiir yayımlayanların varolan katmanlılaşmış yapının

içinde akmaya çalışmalarını ihtiyatlı da olsa dikkate almak

gerektiğini düşünüyorum. Çizgisel ilerlemeci bir şiir anlayışının

uysallığı yanında çizgisel olmayan dinamiklerle hareket edenlerin

dalgalanmalarını, geniş salınımlı gel-git’lerini önemsiyorum.

Nahif diye küçümsenen şiirlere çeşitlilik olarak bakıyorum.

Katmanlılaşmış şiirsel birikimin hoş görmediği, hoş görse bile

küçümsediği şiirler bunlar. Daha olmadı yok sayıyorlar, oysa varlar.

İyi ki de.

 

Dergi çevreleri arasındaki gerçek rekabet değil, oligarşik rekabet

 

Manuel De Landa’nın haber ajansları arasındaki rekabet

üzerine söylediklerinden hareketle (Çizgisel Olmayan Tarih/Bin

Yılın Öyküsü, s. 323) Türkiye’de birbirleriyle

rekabet eden dergilerin “anti-pazar yapısı taşıdıklarını” söylemek

mümkün. Adam Sanat ve onun devamı Sözcükler, Varlık, Kitaplık,

Yasak Meyve, Heves dergileri arasındaki rekabet gerçek piyasa

rekabeti olmayıp “Yönetsel hiyerarşinin hakim olduğu” bir rekabettir.

Kuşkusuz ille de böyle davranarak, komplo anlamında, akışları,

akışkanlıkları kesmeye çalıştıklarını söylemiyorum. Ancak kendi

yapıları uyarınca “bakış açısını rutinleştiren ve standartlaştıran”

etkileri göz ardı edilemez. Yani“… akışın birkaç yerden çıkıp

çok sayıda aboneye ulaşan bir akış olmasından kaynaklanan

homojenleştirici bir etkileri” olduğunu söylemek istiyorum.

“Bu tür bir akış (“bir yerden birçok yere”şeklindeki akış),

bu tür “dilsel ürünler”in az sayıda üreticisi, çok sayıda tüketicisi

olmasını garanti altına alır.” Oysa kendinde, kendi kendine örgütlenen

uluslararası bilgisayarlar ağı (internet) ile bu akışın dışında ve

giderek bu akışı kesmeye yönelik “birçok yerden-

birçok yere” dağıtım sistemi mümkün olmaya başladı. Bu sistem

“… yukarıdan gelen komutlarla değil, bir düşüncenin merkezi

olmayan, büyük oranda tabandan gelen bir hareket” biçiminde

tekelci dağıtıma seçenek oluşturmaya başladı. Öyle görünüyor

ki kavga budur. Ancak esas tepkiyi tekelci, anti-pazar oluşumlarının

göstermesi gerekirken ağ dolaşımına tepki daha az başat olan

merkezlerden geliyor. Tam da burada özellikle “birçok yerden-

birçok yere” dağıtımın esas olarak iktidar oluşumlarına karşı olduğunu

özellikle vurgulamak gerekir. Öyleyse  hiyerarşik yapının sonunu

geciktirmek için  küçük dalgalanmalar, daha az etkin olsalar da küçük

merkezler üreterek onları yönlendirip harekete geçirmesi

hiç de abartı ya da komplo düşüncesi olmayacaktır. Öyle ki

bütün bunlar “bir yerden-çok yere” dağıtım sisteminin kendini

büyük dalga olan heterojen “birçok yerden-birçok yere”

örgütlenmesinden koruma çabasıdır. Kojin Karatani’nin Metafor

Olarak Mimari adlı kitabında vurguladığı üzre bunlar tipik

sermaye hareketleri gibidir.

 

Diğer yandan ağ dolaşımına karşı çıkan küçük merkezler,

söylemlerinde her ne kadar iktidarı dışlasalar da, hedefleri

asıl olarak iktidardır. Zaten Nietzsche’ci “şizoid karekter”

uyarınca başka türlü de davranmaları mümkün değildir. Tez-antitez

diyalektiğinde anti-tez teze karşı çıkarken tez’e dönüştüğünde bir

önceki tez gibi davranır. Tam da burada Samuel Beckett’ın Quad

adlı tv oyunundan hareketle soralım: Quad / Nereye kadar? Yanıt

çok basit: Sonsuza kadar. Çünkü “sınırlı değerler sistemi sonsuz

seriler üretir” ki Quad da üretilen bu sonsuz serilerin bir

gösterimidir. Oyuncular birinci seriyi tamamladıktan sonra ikinciye

geçerler. İnsanlık tarihi kaçıncı seriyi yaşıyor bugün?      

    

 

Katmanlılaşma ve katmansızlaşma süreçleri

 

Bütün bunlar, “… katmanlılaşma ve katmansızlaşma denilen

şeyler, birer süreç. Bu doğrultuda varolan yapıdan sökülen

kimi şairlerin önce kendi diplerine, sonra da başka yerlere,

kuytulara, ücralara, varolan şiir taşlarının aralarına

biriktiklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Hiç kuşkusuz katmanlı

bir halden katmansız bir hale geçmek ilerleme değil, ama ben,

kendi adıma heterojen ne varsa hepsinin dikkate alınması

gerektiğini düşünüyorum.

 

“İnternetin birçok yerden-birçok yere yapısının dilsel

kopyalayıcıların akıbeti bakımından asıl etkisi, nüfusu

kitleleşmekten çıkarma potansiyeli…” olabilir. Kitle sözcüğü

bana kanserli hücrelerin bir aradalığını çağrıştırıyor

ki sözcüğün sıkça kullanılmaya başlanması insanların hızla

habisleşip kendi içinde tutarlı toplamlara dönüştüğü döneme

denk gelir. Rastlantı olmasa gerek. 

 

Bir belki gibi kırılgan ve kurşuni

 

Şiir bir yaratımsa -üretimdir de, kurulur, yapılır- rüzgar gibi olmalıdır

diyorum, ama tam da bu noktada ille de heterojen bileşimler

varolan katmanlılaşmış yapıyı esnetecek diye bir tezim yok,

bir açıklık çağrısı olduğunu düşünüyorum heterojen çığlıkların.

Belki, hani “bir belki gibi kırılgan ve kurşuni”, katılaşmış

düşünce ve duygu dünyalarımızı yumuşatabilirler ve böylece

daha esnek bakabiliriz hayata. Kıstırılmışlıktan, avlanmışlıktan,

bunalmışlıktan, standartlaştırılmış bir dünyanın yeknesaklığından

başımızı çıkarıp nefes alabilmek anlamında. Kuşkusuz başımı

çıkardığımızda soluyacağımız hava nedir, nasıldır bilmiyorum,

hatta bu havanın içinde bir sürü zehirli şeyler olabileceğini bile

düşünerek, ihtiyatlı bir şekilde, bazen risk almanın işe

yarayabileceğini söylüyorum.

 

Uluer Aydoğdu

 

 

 

Bu sayıda                                                

 

 

BATIRFILAY / Şiir / Hakan Savlı

Sisli Günler / Günlük / M. Mahzun Doğan

KAR AVUTMAZ BENİ / Şiir / Tuğrul Asi Balkar

hazar / Şiir / Ferhad Gülsün

İLKYAZIN  DİRENCİ  / Şiir / Dilek ÖZKAN

İKİ KİŞİLİK KORKU  / Şiir / Duygu KANKAYTSIN (AKSOY)

Toplantı Bitti / Mahfil’in son sayısından/ Ahmet Güntan-Ömer Şişman

Doxa, Sayı 6, Temmuz 2008

Türk Ordusu Güvenlik Kavramını doğru tanımlamalı / Aydınlık Dergisi’nden / Doğu Perinçek

Yok Birbirinden Farkı / Cumhuriyet Gazatesi’nden / Cüneyt Arcayürek

Yurdu Severken Duymak / Şiir [Denizsuyukasesi’nden] / Fazıl Hüsnü Dağlarca

Rüzgâr Gibi Geçti! / Yazı / Alaattin Topcu

ağıryara / Şiir / İhsan Tevfik

Kült Şair İlhan Berk / Yazı / Uluer Aydoğdu

KIRIŞIKLIKLAR / Şiir / Hakan Savlı

MANDALLAR / Şiir / Hakan Savlı

Kıyıya Vuran / Şiir / Asuman Susam

 

http://www.blogcu.com/denizsuyukasesi/

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler : denizsuyukasesi, Hakan Savlı, Tuğrul Asi Balkar, Dilek ÖZKAN, Ferhad Gülsün, Duygu KANKAYTSIN, Alaattin Topcu, Uluer Ayd

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

1 yorum yazilmistir
  1. Yazan: evoironi | Tarih: 2008-10-01 22:38:57
    Konu: :))
    geldiğim,konduğum,bulduğum başka bir yer..
    sevindim..
    ganimet bulmuşçasına..
    sağolun:))

    Teşekkür ediyorum. İçtenlikle.

    Uluer Aydoğdu

    Düzenleyen denizsuyukasesi gün: Sunday, October 5, 2008 saat: 20:08

    Bağlantı »

<_script /><_script />