
biraz kültür biraz sanat
biraz aşk biraz meşk dergisi
deniz gibi aşk gibi
ey sevgili gözlerin gibi
canlı bir organizmadır
ayda bir nefes alıp verir
asi ve düzensizdir
haziran-temmuz-ağustos 2008 sayı 33 yıl 5
TERSANE UĞURLAMASI
Gözlerini açtın ki İstanbul
davulsuz zurnasız!..
Soğukbekarodalarının sıcağı oğul
şekeri erimez sohbetinin
çaya vuran mahzunluktan
Tersyüz bir temerküz
taşeron illeti
bıçağını bilerken güvertede
Kesip doğramıştır kanat alıştırmalarını
dikine çığlıklar halinde
Kaygandır iskelesi göçkünlüğün
yarı aç yarı dok
hüznü çürük, tutamaksız!...
Mendili hazırdır gözyaşının
salâsı sessiz ve sinsi
Oğul, oğul!
o şehla gurbeti
kodunsa
yerinde bul!
Çemkiren yalnızlıkta
kanı yüzdürüyorlar şimdi!
AHMET GÜNBAŞ
M. Mahzun Doğan
DİL BANA YETMİYOR BELKİ!
21 Mart 1984, SSK Blokları, Çiftlik / Ankara
“Önce Ellerim Uyanır”ın (*) son düzeltmelerini yaptım. Yarın baskıya girecek. “Hele şükür!” diyesim geliyor.
Kitabım baskıya girmek üzere… Sevinçli, coşkulu olmalıyım değil mi? Öyle değil! Bir burukluk var üzerimde. Onun için, Sanat Kurumu’na da gitmedim. Oysa, ne çok istiyordum gitmeyi… Hele ki, Neşe Hanım’ın (Karel) çağrısına, “Geleyim” demişken…
(22.00)
(*) M. Mahzun Doğan, Önce Ellerim Uyanır, Nitelik Yayınları, Birinci Basım: 1984, Ankara.
25 Mart 1984, SSK Blokları, Çiftlik / Ankara
Çarşamba günü (22 Mart), matbaadaydım. Uzun süre kaldım. Kitabın içinin basımı yapıldı. Temiz ve hatasız bir baskı oldu. Cuma günü (24 Mart) ise kapak basıldı. Kapak da güzel oldu.
Çarşamba akşamı, Türk - Amerikan Derneği’nde, Ankara Gençlik Korosu’nun konserini izledim. Nurgül kitabevine telefon ederek haber vermişti. Tevfik (H. Şenyuva), Babür (Pınar) ve Hürriyet’le (Nurgül’ün kardeşi) beraberdik. İyi bir konserdi. Oradan çıktıktan sonra, Tevfik’le beraber ikişer bardak bira içtik. Gece, onlarda kaldık. Söyleştik uzun uzun… Yalnız edebiyat değildi konumuz… Kız erkek ilişkileri üzerine de konuştuk epeyce… Cinsellik ve özgürleşme üzerine…
***
Yarın matbaadan elli kadar kitap alabilirsem, İzmir’e gideceğim…
(00.25, Çaldık yine yeni günden…)
Ankara’da basılan kitap, İzmir’de dağıldı önce…
31 Mart 1984, Cumartesi, Şirinyer / İzmir
İzmir’deyim…
26 Mart Pazartesi akşamı Ankara’dan yola çıktım. Salı sabahı İzmir’deydim.
Pazartesi akşamı Ankara’da, Murat’la (Koçak) birlikte matbaadaydık. İlk şiir kitabım “Önce Ellerim Uyanır”ı nihayet aldık matbaadan. Üstelik ben, elli kadar alsam yeter diye düşünüyordum, tamamını aldık. Bir taksiyle, YİBA Çarşısı’ndaki büromuza götürdük. Kimse yoktu büroda… Murat’la beraber, kitapların iki yüz kadarına fiyat damgasını bastık. Yüz lira… İkimizde de bir sevinç, bir sevinç… Üç yüz kadarını aldık, bizim eve geldik. Kitapları doldurdum valize. Yola çıktım. İzmir yoluna…
Sonraki gün İzmir’deydim. Ramazan Ağabey’imle birlikte iki yüz kitabı alıp Yurttaş Dağıtım’a gittik. Hüseyin Yurttaş oradaydı. Konuştuk epeyce… Biz konuşurken, çocuklara kitapları verdi Yurttaş. Kitabevlerine dağıtımı yaptırdı bile… Ankara’da basılan kitap, Ankara’dan önce İzmir’de dağıtıldı…
***
Bu arada, İzmir’de dinlendim iyice… Kitap bile okumadım… Bugünse, dönüşe hazırlanıyorum… Yarın Ankara yolunda olacağım…
(17.10)
3 Nisan 1984, SSK Blokları, Çiftlik / Ankara
İzmir’den döndüm. Günler hızla akıyor… Ne çok mektup birikti… Yanıtlanacaklar. Onları yanıtlamalıyım. İngilizce çalışmak istiyorum biraz da…
Kendimi çok yorduğumu düşündüm. Son İzmir tatili bu açıdan iyi oldu. Bir hafta boyu, iyice dinlendim.
(10.00)
Bu kız bir çılgın!
9 Nisan 1984, SSK Blokları, Çiftlik / Ankara
Kısacık da olsa, her gün bu deftere bir şeyler yazmalıyım diye düşünsem de, olmuyor. Kaç gündür yazmadım işte… Şimdi geriye dönerek, anımsayıp, yazmalıyım bazı anları, ayrıntıları…
4 Nisan’a dair:
Bu kız bir çılgın! Şu, “Y…” dediğim… O, bana hem çok yakın, hem çok uzak olan! Benimle konuşmak istediğini söyledi. 10.30’da İngilizce Dersi’nden çıkmıştım. O, dersi olduğu halde, dersine girmedi. Birlikte kahveye gittik. Konuştuk… Geçen yıldan bu yana kesilen dostluğumuzun sürmesini istedi. “Kaybetmek istemiyorum seni!” dedi. Elbette, ben de onu kaybetmek istemiyordum. Ortak yanlarımız o kadar çok ki! En güzeli de, duyarlı, şiir gibi bir kız olması… Nişanlı… Bu beni kahrediyor. Çünkü, aşığım ona… Her şeye karşın, duygularımı açtım… Sonuç, aradan kesip atıverdiğimiz koca bir yıl. Dedim ki: “Duygularımı kontrol edemeyebilirim. Yetinemeyebilirim dostlukla… Şimdi daha gerçekçi olmak zorundayım…” Yanıtı, “Beni red mi ediyorsun?” oldu. Bu sözü, yeniden deliverdi yüreğimi… “Görüşelim!” dedim, “Dost olalım…” Bir akşam, bira içerek söyleşmeyi önerdim. Aynı gün akşam, yanında bir kız arkadaşıyla çıkageldi. Benimse, buluşacağım dostlarım vardı. Hep birlikte olduk. Ama, istediğim akşam değildi bu!
6 Nisan’a dair:
Elif… Onunla iyi anlaşacağız sanıyorum. 2 Nisan’da, Kitabevi’nde, benim şiir kitabımı satın aldı. Tam da parasını öderken tanıştırdı Remzi Ağabey (İnanç), “İmzalatmak ister misin?” diye… Önceden de gelip gidiyordu. Yüzünü anımsıyorum. Aşinaydık birbirimize. Ama, adlarımızı bilmiyorduk. O bir müşteriydi, bense kitabevindeki tezgâhtar… Remzi Ağabey, “İmzalatmak istemez misin?” deyip beni gösterince, şaşırdı… Beni, bir heyecan sardı… “Neden seçtin bu kitabı?” dedim… “Her şeyden önce, şiir okuruyum” dedi. Ekledi sonra: “Kitabın kapağı beni çekti…” Sözlerinin devamı şuydu:“İçine baktım, son yıllardaki okuduğum şiir kitaplarına göre, dolu dolu buldum. Bir de, İkinci Bölüm’ün başlığı ilgimi çekti…”
İkinci Bölüm’ün başlığı şuydu:
“elinden tutulmazsa aşkların
karanfillenir mi yaşamak!...”
6 Nisan’da ise, kitabevine yeniden geldi. Konuştuk şiir üzerine. Kitabımı beğendiğini söyledi. Ancak, epeyce bilmediği sözcükle karşılaştığını belirtti. “Pek bilinmeyen, öztürkçe sözcükler kullanıyorsun” dedi. Bense, “Bu kitaptaki bazı sözcükleri, sözlüklerde bile bulamazsın!” dedim. “Niye?” dediğinde ise, “Dil bana yetmiyor belki!” diye yanıtladım.
Onun da şiir çalışmaları varmış. Getirecek bana…
(23.05)
NOT: 9 Nisan günlüğü burada bitmiyor. Sürüyor, geri dönüşlerle… Yeni sayıda devam edeceğim…
YOKLUĞUN GÖZÜ
Kör bir kadın
Sevişmek için değil
okul arkadaşım
Ey beşiğimi tabuta çeviren
tut kolumdan salla
Çünkü, kuruluş tüzüğüne göre
çoktaaaan…
Zincirlerin söylediği şarkı
bis ve Allah
kan ve zafaran
Bu rüya fazladan
Kumbaram dolu
Sertifakısız, isbn’siz
aşkla yudumdu
Sundurmadan havalanan
yakamoz tutkusu
Ah, nasılım
tenimde bir çizik
dünya
Kim gördü karıncanın
gözyaşını?
Otların yoldaşı kim?
Anayasam hüzün
Kırdım göğü, yırttım geceyi
artık yazmam
Kılavuz istemez şiirim
İmlâsı, lunaparksız bir çocuk
Öyle bir sözcük derim ki şimdi
şu an
sorulur vatandaşlık numaram
(12 Haziran 2008, Ankara)
M. Mahzun Doğan
EY AŞK!
Dünya ile göbek bağını
düşür üstünden küf yeşili hayatı
Işık karanlığı sonsuzu
ne deler demirden ıssızlıkları
Bin dağ yansa
yanmayan
ateşi uyandırır ey aşk!
Süt birikmiş meme sızısı
ne azdırır kavlamış yarayı
Dili zifir, kalbi zehir
ömrü bölen mor ötesi kesir
Kırık taşın
okyanustaki balığın
sesini duyar ey aşk!
Dilek Demirdelen
“Küçükkuyu Ulusal 1. Zeus Şiir” yarışması Ödül Töreni
"Birdir İki" adlı dosyası ile Ferhad Gülsün’ün birinci, "Kırağı Çalmış Tenin" adlı dosyası ile Müslüm Danaoğlu’nun ikinci, "Hicazkar Hayıflanışlar" adlı dosyası ile İbrahim Topaz’ın üçüncü , "Karanfil erimesi" adlı dosyası ile Utku Kaygusuz’un mansiyon ve Sinem Öztürk’ün de Jüri Özel ödülüne layık görüldüğü Küçükkuyu Belediyesi 1. Zeus Şiir Yarışması Ödül töreni 15 Temmuz 2008 günü Küçükkuyu Cumhuriyet alanında yapıldı. Samim Başbuğ’un sunduğu ve yoğun bir katılımın olduğu törene M. Mahzun Doğan, Mustafa Fırat, Berna Olgaç, Rahmi Emeç, İbrahim Tığ, Ahmet Zeki Muslu, Uluer Aydoğdu, Zeynep Uzunbay, Ahmet Günbaş, Hıfzı Aksoy, Ali Hikmet Korkmaz, Tayfun Hakan Kağan, Ahmet Yılmaz Tuncer, Murat Şehirli, Ahmet Uysal ve Bülent Güldal adlı şairler katıldı.
Şiir Gözetleme Kulesi Hülya Deniz Ünal
Ah Min’el Hatır*
(…)
vı.
Hakikatin tarifi, tarifin hakikati şuydu sanki
6-7 eylül’de azınlık bir ut’a kafiyelerle saldıran
yanlış bir şair, arif barikat’tan keza öğrenildi
pera’nın kahvehanelerini marşlarla dolaşıp
erkekleri cihada çağıran kadın diva şarkılara şikâyet edildi
hacıpoula pasajında kül-kireç yüzlü madam anahit’e
rastlandı
iki dişi kırık yaralı akordeonundan şifreli bir makas alındı
tarihen yetim siyaseten öksüz bir kavmin çocukları
bizim mahallenin çocukları bakır orhan ve hrant dink’le
buluşuldu
“kardeşlerim” sözcüğünü dünyaya hediye eden rakel’e
şiirlerle şarkılarla teşekkür edildi
saçakaltlarından uçarkaçar azınlık adımlarla sürünerek
dünya dedikleri gölgeliktir, diyen hisarlı ahmet’ten el alıp
münekkitler münekkidi fethi naci’ye gidildi
gidenlerin acıları, mağlupların derdi anlaşıldı
soruların derdi cevapların insafına kalmıştı sanki
doğu’nun derdi, haram suların sitemi anlaşıldı
dünyaya cevaplar soran eleştirmenin derdi
anlaşılamadı
Sezai Sarıoğlu’nun Ah Min’el Hatır şiiriyle, bir Pazar
sabahı kahvemi içip dergileri karıştırırken karşılaştım. Edip Cansever’den bir alıntıyla başlayan şiir beni öylesine heyecanlandırdı ki defalarca dönüp dönüp okudum. İyi şiir heyecanlandırır. Böylesi şiirlere pek sık rastlayamıyoruz ne yazık ki.
Şairi kutlamak istedim ancak bende Sarıoğlu’nun ne
telefon numarası ne de e-posta adresi vardı. Şair arkadaş-
ım Namık Kuyumcu’yu arayıp şairin telefon numarasını aldım ve hemen aradım. Sanırım bir eylemdeydi, beni zorlukla duyabiliyordu. Şiirini okuduğumu, şiirinin beni çok heyecanlandırdığını saatlerdir şiir üzerinde düşündüğümü
ve bunu kendisiyle paylaşmak istediğim için aradığımı söyledim, Edip Cansever “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor” der ve romanı bir dizeyle yazar ya… sizin şiirinizde de bu tadı yakaladım, yakın ve uzak geçmişimizi, edebi, tarihi karakterleri, insanın ve ülkenin yolculuğunu bu şiirde bulduğumu söyledim ve felsefi şiir
işte bu! diye ekledim.
Giresun’un tarihi isminin Kerasus** olduğunu bilmek gerekmiyordu bu şiiri okurken. Fethi Naci’yle zamanın bir yerinde yüz yüze tanışmış olmak da…
Topal Osman, Marks, Hrant, Lenin, Mösyö Lambo, Neyzen Tevfik,Yunus, Mevlana… Daha kimler yoktu ki, tarihten çıkıp günümüze gelmişlerdi hepsi. Arif Damar’da yanlarındaydı sanki, eşlik ediyordu onlara. Bir film
karesinde izliyormuşum gibi canlanıyordu gözümün
önünde şiirdeki her bir dize. Dinçer Sezgin bir konuşmamızda, Ankara’da şairlerin iyi bir şiirle karşılaştıklarında gece gündüz demeksizin şairini telefonla arayıp bu coşkuyu paylaştıklarını söylemişti. İzmir’de ne yazık ki bu paylaşım yok diye de eklemişti üzüntüyle.
Dinçer Abi’nin söyledikleri aklıma geldi ve İstanbul’da yaşayan bir şairi bu şekilde aramış oldum. Biraz da Dinçer Abi’nin söylediklerinden cesaret alarak. Şiir on bölümden oluşuyor ben yerimiz olmadığı için yalnızca bir bölümünü alabiliyorum, ama diğer bölümleri okuyamasam eksik kalırdım diye düşündüğümü de eklemek isterim.
*Sezai Sarıoğlu, Yasak Meyve, Mayıs-Haziran.
** Kerasus kirazdan gelir, ilk Giresun’da görülmüş oradan yayılmıştır, şehre de ismini vermiştir.
Yorum (1)
Yorum yaz!
Arkadaşına Gönder!
: Gökkusaginin üzerinde sörf yapparken, günesin sicakligini hisetmek.
NEJAT ETEMİN TORUNLARI
1920’de Mustafa Supi ve 14 arkadaşı Karadeniz’de katledildikten sonra Avrupa burjuvazisinin emir uşağı olarak yeniden örgütlenmek için Nejat Etemin komutasına verilen TKP, yeniden örgütlenmeye başladı. Böylece, Komünizmin neferi TKP, Avrupalı konturgerila emperyalizmin kendisine yeni uşaklarla sovyetlere gönderebileceği uşaklar yaratmış oldu.Aynı zamanda, yeni kurulan ve kendisine fazla yakın olmayan bir ülkeyi denetim altına almak için her tarafından kuşatma altına almak gerekliliği ve Türkiyenin, Avrupa eksenli cercevede gelişim sağlaması için sadece Türk devletini kendine bağımlı kılmak yetmeyecektir.Aynı zamanda, halkını kendisini ve örgütlerinide teslim alarak gerekiyor.Bundan kaynaklı, Avrupalı emperyalistler ve Kemalistler birlikte, Komünist önder Mistafa SUPİ ve 14 yaldaşını karadeniz sularında vahşice katlettiler..
15 komünist katledikten sonra, Avrupalı emperyalistler, Kemalistler ve Nejat ETEMİN TKP’si birlikte aynı kulvarda koşmaya başladı.60’lara geldiğinde, gençlik önderleri, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya, Mahir Çayan ve yoldaşları, Avrupalı konturgerilla emperyalistler ve Kemalistlerden kopuşu simgeleyen volkan oldu.Volkan patladıktan sonra lavlari, Türkiyenin dört bir tarafına ulaşti.Devrimçi örgütleri ve halkı saran Tam Bağımsız Türkiye çığlıkları her yerde yankılanıyordu.Gençlik önderleri katledilden sonra, 70’lerin ortalarında, yeniden konturgerilla emperyalizmine bağımlı hale gelen ‘devrimci örgütleri’, konturgerilla emperyalizmin Türkiyedeki şişen balonun sipobu oldular.Emperyalizmin kuklaları, sadece devlet erkinde değil halkın içine’de yerleştirilmiş oluyordu.Bir yanda konturgerilla emperyalizmi tarafsız kalan halkı aldatmak için sis bambardınına tutarken, bir diğer yandan’da, Tam Bağımsız Türkiye diyen Komünist, Devrimci ve İlerici Demokratların bir bölümünü sis bombası kullanarak etkisiz ederken, bir diğer yandan, bu uşaklığı görüp, karşı çıkanlarıda yaşam tehtidiyle susturmaya çalışmaktadır.Bu uşaklığı tasfir etmeyen kimi kominüst, devrimci ve demokratlar katledildi.
Sahte MLKP, sözüm ona tüzügünde, faşizme, konturgerilla emperyalizmine ve her türden gericiliğe karşı oldugunu ilan etmektedir.Ama gerçeler buna kilo metrelerce uzaktir.Sözüm ona kendisine yapılan operasyonları, faşizmin kendisine yönelmesi olarak kamo oyuna yansıtmaktadır.Ama gerçekler buna çok uzaktır.Kendisine yapılan oparasyonların; itirafçı MLKP kadroları ve önderliği tarafından yüz binlece Euro’ya Avrupalı konturgerilla emperyalizmine, kendilerini satarak gerceklestiriyorlar.Bunu Avruplı kontrgerilla emperyalistlerinden, Türk kontrgerillasına verilen tavizler üzerine ihale ediliyor.Bu ihale özeleştirme ve ABD konturgerilla emperyalizminden uzaklaşıp kendisine daha çok emir eri olması dahilinde kullanılıyor.Buda sözüm ona sosyalizmin çıkarları için yapılıyor.Bu tamda, Komünüst önder MUSTAFA SUPİ ve 14 yoldaşın ölümünden sonra, Nejat Etemin Avrupalı kontrgerilla emperyalizmin yüklediği rolü üslenerek, faşizme, kontrgerilla emperyalizmine, siyonizme karşı şişen tepkiyi sönümlendirmek için sipop rolü miyonunu yüklemiştir.
Sahte MLKP’nin kurulmasından bir yıl sonra gelişen Gazi ayaklanmasının yaratılması ihalesinde, karşı çıkışta, baş role sahte MLKP konarak faturalanmıştır.Avrupalı konturgerilla emperyalizmi, Türkiyede gelişen tekiyi sönümlendirmek için Türkiye kontrgerillasıyla masaya oturan avrupalı konturgerilla ve ABD konturgerillası, olayları çıkarması için ihaleyi Türkiye kontrgerillasına fiş kesildi.Türkiye kontrgerillasıda, bu işi Çatli ve ekibine fatura olarak verildi.Böylece Türkiyede şişen balonun havası alınarak, kontrgerilla emperyalizmin isteği doğrultusunda gelişim sağlamaktır.Aynı zamanda işçi ve emekçilere, ülkelerini parsel parsel satılmasına karşı, satış yapıldığı dönemlerde cılız bir karşı koyuşu örgütleyerek daha sonrası daha büyük bir patlama olmasın diye, balonun sürekli havasını almak gerekiyor.Aksi taktirde bir çok kez devrimin eşiğine gelmiş Türkiyede, bir devrim patlak verebilirdi.Bu patlamayı önlemek için dönem dönem irili ufaklı basınçlarla, siboptan hava almak gerekiyordu.Türkiye her an
Patlamaya hazır bir bomba gibi duruyor. Kontrgerilla emperyalizmin elinde, bu bonbayı patlatmak için çok iyi müdafa etmek gerekiyor.Konturgerilla emperyalizm ne kadar çaba harcarsa harcasın, O bomba bir gün konturgerilla emperyalizmin elinde patlayacaktır!
İŞÇİLER
İşçiler her gün maaşınız dışında zamlar hat sayfaya ulaştı.Sendikal haklarınız gaspediliyor.Sarı sendikalar sizin haklarınızı değil, patron sendikası gibi çalışıyor.Her geçen gün yaşam sıtandınız hortumlanıyor.Normalde çalıştığınız ilk hafta bütün maaşınızı ve masraflarınızı çıkarırken geriye kalan üç haftayı patronlara ve üyesi olduğunuz sendikaya ve konturgerilla devletine verilen rüşvete çalışıyorsunuz.Aylenizin hakkı olan daha rahat kşullarda yaşamayı, bir başkası gaspediyor.Ama işsiz kalan bir işçinin çocuğuna götürecek bir ekmek parası için yolları arşınlarken, sendikalara verilen aydatlarınız, sedika patronlarının, sizin verdiğiniz aidatlarlan çocuklarını en iyi okullarda okutmalarına ve sizi vahşice sömürüsüne bir dur demenin zamanı geldi’de geçiyor.Bu gidişe artık bir dur diyelim.İlerici diye billdiğiniz sendikacılar bile sizleri sokağa çıkarıp, kontrgerilla emperyalistlerden ne kadar daha çok para koparırız, diye hesaplar yapıyorlar.Bu gidişe dur demenin zamanı geldi.Bunun için gerçekten sizleri savunan, GERCEK/MLKP saflarında, işçi sınıfının gerçek kurtuluşu olan, sosyalizm için mücadeleye girerek, güneşi avuclarımızdan, gökyüzüne yükselterek, gerçek kurtuluşu sağlayın.Sendika patronlarını, elinizin tersiylen, bir kenera iterek, sendikaların gerçek sahibi olan siz işçilerin taleplerini savunacak, işçilerin güvenilir ellerine bırakın ve gerçek işçi temsilcilerini sendikaların yönetimlerine getirerek, sendikalrı işçilerin gerçek mevzisi olarak yeniden örgütleyelim.Kutup yıldızından ışık damıtarak, sosyalizme olan özlemi haykıralım.Bir elimizde MUSTAFA SUPİ, ile STALİN diger elimizde MARX ile LENİN taşıyarak sosyalizm talebini daha güçlü haykıralım.Haykırışlarımız faşizm ve kontrgerilla empeyalizmi için ölüm çanı çalsın’ki Faşizm ve kontrgerilla emperyalizmi ölüm kabusları görsün, gece olmasın diye dua ede dursunlar.Gün hiç batmayacaki, zifiri karanlığı, gün doğmadığı bir sistem olan sosyalizm için gün dogacak!
GENÇLER
Gençler her gün okullarında, saldırıya uğrayanlar.Ayağa kalkın ve haykırın, bizler kontrgerilla emperyalizmin, faşizmin ve kontra örgütlerin emir eri değiliz.Bizler birileri para kazansın diye saldırıya uğramak istemiyoruz.Bizler gerçekten sosyalizmin uğruna mücadele ederek, gençlik öderlerimiz DENİZ, İBRAHİM ve MAHİR’in izinde yüreyeceğiz.Bizler faşizme, kontrgerila emperyalizmine, siyonizme ve her türden gericiliğe kaşı ayaktayız; ayakta olacağiz.Bizler geleceğin temsilcileri olarak, geleceğimizi haraç mezat sattırmayacağız.Kendi gerçek gücümüzün farkında olarak, geleceği biz kazanacağız.Okullarımızda yapılan saldıralarda, birileri para kazansın diye ölmeyeceğiz.Kendi geleceğimize sahip çıkarak, güneşten damitarak yaşamı, gökkuşağının altında sörf yapacağız.Güzel günleri avuclarımızın arasından, kimse söküp alamaz.Avuçlarınızdaki güneşi gökyüzüne kaldırın ki, gökyüzüyle birleşip faşizm ve kontrgerilla emperyalizmine kan ter içinde intihara sürüklesin’ki , yaşamı saran hırçınlığıyla, tarihin çöplüğüne göndereceğiz!GERCEK/MLKP’ye güçverin onlara diz çöktürelim!
KADINLAR
Her gün kocalarınıza ve çocuklarınıza hizmet etmek için canınızı dişinize takarak çabalayıp duruyorsunuz.Ama yinede toplumda çalışmıyor; eve para getirmeyen olarak muamele görüyorsunuz.Aynı zamanda koca, arkadaş ve baba dayağı yemeden, güleriniz geçmiyor.Her ne konumda olursanız olun, ister ev kadını olun, yada iş kadını, isterse mücadelenin içerisinde olun.Sonuçta yaşadığınız benzer şeyler,Üzerine kurulu bir rulet oyunudur.Ev kadınları, bazıları yoğun bir şekilde şiddete maruz kaldıklarında kendilerini sığınma evlerine yerleşmek zorunda kalıyorlar.Ama gittiğiniz sığınma evleri, sizin Üzerinizden, kontrgerilla emperyalizminden on binlerce euro kazanıyorlar.Yaşadığınız sorunlardan kaynaklı, kadın kurumlarına gidiyorsunuz.Size danışmanlık yaptıkları için onlara kontrgerilla emperyalizminden oralara para akışı sağlanıyor.Kendi sorunlarınızı birilerine para kazandırmak için değilde, gerçekten sizin sorununuzla ilgilenen, sorunlarınız olduğu için, para kazanma karşılığında değilde,Sadece sizin sorunlarınız ve örgütlü bir güç olarak kendi haklarınıza sahip çıkmak için bir araya gelelim.Mücadele içerisinde olan kadınlar, gün aşırı gittikleri eylemlerde polis copuyla karşı karşıya kalıyorlar.Yada işkence hanelerde cinsel şiddetle (tecavüz) karşı karşıya kalıyorlar.Aynı zamanda, erkekleralarin cinsel ihtiyacını karşılayan birer meta olarak kullanılıyor.Metaların yerine sanki kadınları satıyormışlar gibi sattığı metanın önünde ifşa ediliyor.Her zaman önlerde yer buluyor.Reklamlarda en ön saflarda yer bulurken, toplum içinde ise sarı öküzden sonra geliyorlar.Dünyanın yarısı olan Kadınlarımızın gerçek yeri erkekle el ele yürüyen, dünyanın gerçek sahiplerinden biridir. .Güneşi emziren kadınlarımız,.GERCEK/MLKP’de bir araya gelerek, gerçek kurtuluş için mücadele edelim.İnsanlığın kurtuşu sosyalizmle mümkün, sosyalizm için bir araya gelelim.
YÜREĞİ FAŞİZME VE EMPERYALİZME KARŞI SOSYALİZM İÇİN ATANLAR
Yaşamda gerçekten sosyalizm için olmak isteyen genç yürek sahibi genç insanlar, sosyalizmin hayat çiçek gibi açmasını isteyenler bir araya gelmeye ne dersiniz.Zifiri karanlık ve gıri renklere karşı bir arada olmak isteyenler, gerçek gücün farkında olmak için bir araya gelerek GERÇEK/MLKP saflarında bir araya gelelim ve Faşizme, Kontrgerilla Emperyalizmine, Siyonizme ve her türde gericiliğe karşı, kendi gücümüzün farkına varalım.İşçi sınıfı içinde gerçek sosyalistler olarak kendi misyonumuzu kuşanalım.Ülkemizde gelişecek devrime önderlik yapalım.Ülkemiz üzerindeki sis perdesini param parça edelim.Yeniden MUSTAFA SUPİ’lerin, DENİZ GEZMİŞ’lerin, IBRAHİM KAYPAKKAYA’larin, MAHİR ÇAYAN’larin yolundan ilerleyelim.İnadina Derim İnadina Sosyalizm diye haykıralım.
Gökkuşağının etrafında bir araya gelerek, güneşi içelim.Yaşam inadına haykırıştır.Bu haykırışa sende katıl, sende haykır.Gerçek haykırışı sende başar.Kontrgerilla emperyalizminin saflarında olan örgütlerden ayrıl, gerçekten faşizme, kontrgerilla emperyalizmine, siyonizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele içinde olan, GERÇEK/MLKP’nin saflarında mücadeleye katılarak, işçi ve emekçiler için kurtuluş mücadelesinde yerini al, sosyalizm saflarında ol!
İNSANLIĞIN GERÇEK KURTULUŞU İÇİN KALDIR YUMRUĞUNU !
İnsanlığın gerçek kurtuluşu, gökyüzünden ışık damıtan GERÇEK/MLKP’nin saflarında sende yerini al.Gökkuşağının renga renk güzelliği altında, birlikte sörf yapalım.Ilık ılk çisileyen yağmurun altında özgürlüğe koşalım.Zifiri karanlık bulutları param parça yapalım.Çığlıklarımız kurşun gibi ağır ve ışın gibi hızlı etkisiylen önüne gelen naylonları jilet gibi param parça ederek, güzel günlere ülaşalım.Zifri karanlığı, dünyanın altında kaynayan lavlara atıp imha edelim.Geleçeğin güzel ışıltılı günlerinde birlikte koşalım.Işıltılar bütün dünyayı sarana dek, yumruklarımızı aynı güçle sıkıl ve havada kalsınlar.Haydi sende kaldır yumruğunu birlikte haykıralım.İnadına özgürlük, İnadına sosyalizm diye, çığlıklarımız sarsın bütün yaşamı ve renga renk akalım gökkuşağının üzerinden, ışık saçan yarınlara birlikte zaptadelim.Tıpki, şiirin kuşun kanadına takılan imgeler gibi saralım dört mevsimi bir daha birakmamacasına yaşamın ucundan birlikte tutalım.Sis perdelerini parçalayarak, şavkıyarak tan yeline beraber ulaşalım.Dünyadan geceyi silerek, ıp ışıl bir dünya yaratalım.Bir daha gecenin gelmemesi için, sürekli yaşamı aydınlık kılalım.Bu öyle bir aydınlık olsunki, gece bile olmaktan korksun’ki, yaşam güzelim çiçek bahçesinden renga renk esintiler içinde coşup koşalım.Dünyayı saran O güzelim çiçek kokularıyla, bütün dünya ayaklarımızın altında arşınlayalım yolları, coşkun bir sel gibi akalım.Bir volkan gibi patlayarak düyanın üzerine sıcaklığımızı saçalım.Günü sımsıcaklığıyla her zaman yaşamın üzerine çiseleyerek aka kalsın.Yaşam hiç bir zaman hüzünlü bulutlar içinde olmasın.Zifiri karanlık bir daha dünyada görünmeye cesaret etmesin’ki hayatı ışıl ışıl ve ap aydınlık bir yaşam sarsın.Gün vakti bir volkan gibi dünyanın üzerine çisilesin.O gün vaktiki bir daha dünyada, Zifiri karanlıga izin vermesin.Bir daha dünyada kara bulutların gezmesine izin vermesin.Sonzuza kadar hep aydılıklar içinde açan bir yaşam olsun.Yaşam ışıl ışıl, aydınlık içinde renga renk akışıyla sürsün ve komünist bir dünya olsun!!!
KAHROLSUN KONTURGERŞLA EMPERYALİZMİN UŞAĞI SAHTE MLKP
KAHROLSUN FAŞİZM
KAHROLSUN EMPERYALİZM
KAROLSUN SIYONİZM
YAŞASIN G/MLKP
YAŞASIN HAKLARIN KARDEŞLİĞİ
YAŞASIN SOSYALİZM
YAŞASAN KOMÜNİZM
GERÇEK/MLKP